6/5/2008 · Kategori: Yazilar

 

Nar İçi Avlulardan Soğuk Zamanlara / Şükrü Erbaş

 

 

Açılan kapıyı hemen kapatmak/ Karşılıklı gizlemekti bir şeyleri./ Gelip gidenimiz olurdu ya/ Gülüşmeler bizden değildi. Behçet Necatigil

Neden aklıma çift kanatlı bir kapı geliyor ki komşuluk deyince… Bir kanadı insanın kendi yalnızlığına değen, onu koruyan, bazen hazza bazen cezaya çeviren; bir kanadı bu yalnızlıktan dünyaya açılan, sessizliğini saygıyla başkalarının sessizliğine sunan, varoluşuna insanın ve doğanın sonsuzluğunu ekleyen. İnsanın birlikte yaşamayı buluşu, ne korkuyla açıklanabilir yalnızca, ne de ekonomik zorunluluklarla. İnsanın sevme, çoğalma, büyüme, insan olma mucizesinin ilk hecesidir, başkalarına dokunarak yaşamak. Bizi yalnız annemiz doğurmaz. Biz yalnız kendi evimizde büyümeyiz. Yatağımız evimizden önce sokağımıza kurulmuştur. Her eşik beşiğimizdir. Her bahçe avuçlarımızda açan gökyüzüdür. Sabah bitişik evlerden doğar, akşam bitişik evlere gelir önce. Sokağımızın bir ucu yalnızlığın okuludur, öteki ucu bize kalabalığı öğretir. Her pencere bir başka yanımızı gösteren ayrı bir aynadır. Komşu, bizim ilk hayat bilgimizdir, ölüme dek içimizde çınlayıp duracak olan… Kendimizi de başkasını da komşumuzla severiz biz. Aşkın kanatları mıdır, kalbimizden yürüyen karınca mı; yoksa komşunun kapıları pencereleri mi, bizi evlerden göklere taşıran? Sokağımızı perde perde gölgeleyen bir nazlı kâkül, kirpiklerden dudağa düğümlenen iki pervasız zülüf, tepeden tırnağa göz kesildiğimiz iki ateş ocağı, ciğerimizden kan çekmeye başlamıştır. Sokağımız usul usul daralır. Bilmediğimiz bir acı hiçbir yere sığdırmaz bizi. Başka sokaklara gideriz, başka mahallelere, başka kentlere. Komşularımız eskimeye başlamıştır. Uzaklar bir giz gibi çeker kalbimizi. O sonsuz güven duygusu usul usul bir endişeye bırakmaktadır yerini. Merak, yeni hayatlarla mayalanır, korkuyla büyür, başka sokaklarla yıkar kendini, başka sokaklarla kurar… Biz, usul usul değil, birden bire büyürüz. Baba eski bir çocuktur artık, anne odalarda nilüfer. Kızlar dip odalarda birer oyalı zaman. Bir arkadaş cumhuriyetinin gizli kahramanlarıyızdır her birimiz. Bir kaşımız komşu evin penceresindedir, bir kaşımız içimizdeki ürkekliği burgaçlar durur. Yollar bir giz gibi çeker bizi. Özgürlük dışarılardadır. Bilmediğimiz hayatlar başka diller öğretir bize. Pervasızlıktır bir zaman pusulamız. Diz kapaklarımızdan alın çizgimize yürüyen binlerce yara, uzak hayatların hikâyeleri ile döneriz birgün sokağımıza: “Küçük ahşap bir dizi evlerdi/ On yıl önce o sokak/ Sonra geniş caddelere çıktık/ Apartıman –sizden uzak.” (Behçet Necatigil) Burası mıydı sonsuzluğun evi? Zamanı ilk kez düşünüyoruzdur belki de; ölümü ilk kez; yalnızlık ilk kez kapı pencere duvar olmuştur… Dile, bedene dönmemiş bir aşk, bir avuç bahçelerde solup duruyordur hâlâ. Komşularımız ölümün ev sahipleridir çoktan. Sokak dolusu çocuk, bizim yüz yıl geride bıraktığımız yabancılardır. Bunca uzaktan biriktirip getirdiğimiz gecikmiş bir vefa duygusudur, saygıyla sunacaklarımızı çoktan yitirdiğimiz; öğrenmek pahalıya mal olur.

Ey benim sevgiyle bıraktığım zamanlar… Her penceresine gözyaşından boncuklar dizdiğim evler… Her birinde bin ay boğulan kuyular… Çiğdemlerle, boyalı yumurtalarla baba korkusunu bayrama çeviren yaşama ustalarım… Ey bahçelerin sonsuz yazları… Hangi çocuk bilerek yaşar sizi, hangi büyük unutur sonsuzluğunuzu… “Ey geçmiş! silindikçe, silindikçe bugünle donanırsın.// Ey şimdi! geçmişle süslenirsin sen de.// Ey zaman aralıkları, zaman aralıkları! bilmem ki ne isterdiniz bir gidiş-dönüş biletine.” (Edip Cansever)
Şükrü Erbaş

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/5/2008 · Kategori: Siirler

 

DENİZİN AYRICALIĞI


Kül uzun sürer, demiştim
Yenilgisini kutsayan bir sesle
Yalnız benim gördüğüm bir uzaklığa bakarak.
İstanbul'u insanın evi yapan
Bir yakınlıktı gövden ve sözlerin
Ihlamur yapraklarından gamzeler alan
Ellerin binlerce göldü masada.

Gölgesi uzun bir yoldan gelmiştim.
Polis çemberinde kaybolmuş caddeler
Yalnız kendi suretini soluyan odalar...
Ne suların aktığı yer, ne rüzgârın ülkesi
Herkes bir yerinden örtüyordu güneşi.
Sesinde denizin büyük ayrıcalığı
Sen bir başka uzaklığa bakarak konuşuyordun:
"Düşü olmayanın yenilgisi de olmaz
Yaşadığı her şey dokurken ömrünü
Pişmanlık insanın kendine kötü bir oyunu."

Gözlerin mi düşlerim mi bilmiyorum
Masmavi büyüyor bozkır geldiğimden beri...


1996
ŞÜKRÜ ERBAŞ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/4/2008 · Kategori: Siirler

ÜÇ NOKTA


Büyük konuşanlar 
Alınlarında eğri olmayanlar 
Yalnız yükseği görenler 
Herkesin ortasında yürüyenler 
Bütün ışıkları yananlar 
Sesi menevişsizler 
Güzü küçümseyenler 
Gözyaşına arkasını dönenler 
Kendini mutluluk bilenler 
Sessizlikten korkanlar 
Yalnız eşyalarına gülümseyenler 
Öyküsünde öteki olmayanlar 
Kederle kirlenenler 
Aynası buğusuzlar 
Kışa yolu düşmeyenler 
Kalbi ölüm mühürlüler 
Penceresi dışa açılmayanlar 
Aşktan utananlar 
Güzelliği kimsesizler 
Dili şiddet olanlar 
Gövdesi sözünden önce gelenler 
Dünyaya dokunmayanlar 
Unutanlar, unutanlar 
Ey tek heceli darlık... 

O mevsimim ki herkesten yapılmış 
Üç noktayla biten bir cümleyim artık..






ŞÜKRÜ ERBAŞ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/4/2008 · Kategori: Sozluklerde Sukru Erbas

Şükrü Erbaş

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı, yazarın düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

Yapıtları

  • Küçük Acılar (1984)
  • Aykırı Yaşamak (1985)
  • Yolculuk (1986)
  • Kimliksiz Değişim (1992)
  • Bütün Mevsimler Güz (1994)
  • Dicle Üstü Ay Bulanık (1995)
  • İnsanın Acısını İnsan Alır (1995)
  • Kül Uzun Sürer (1996)
  • Gülün Sesi Gül Kokar (1998)
  • Bir Gün Ölümden Önce (1999)
  • Derin Kesik (1999)
  • Üç Nokta Beş Harf (2001)
  • Sarkacın Kalbi (2002)
  • Yalnızlık Heceleri (2003)
  • İnsan Sevmezse Ölür (Seçmeler, 2004)
  • Gölge Masalı (2005)

Ödülleri

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9E%C3%BCkr%C3%BC_Erba%C5%9F

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/4/2008 · Kategori: Sukru Erbas Hakkinda Yazilan

Unutma Defteri



Yazar Adı: Selma Ağabeyoğlu

Yazar İletişim: selma2216@yahoo.com


Salyangozları topluyorum kaldırımdan. Sabahın ilk ışıklarını. Sessizlik yürüyor. Nar ağacının kabuğundan Japon gülünün yaprağına… İki güneş çizgisi, iki yağmur buğusu. Bir çıtırtı halinde, ölmesin diye hayat. Avucunun içinde, bahçeye. Sokak uyanmadan. Bir gizin içinde öylece duruyorum. Toplanıp açılıyor kabuk. Duygusunu benden alıyor doğa. Sonsuzluğu seriyor önüme. Sardunyalar yedi kırmızıya bakıyor. Deniz değil bu, uyuyan gece. Mine çiçeklerinden bir gök yüzü. Bütün zamanların içindeyim. Ölüm. Geçtim korkundan…
Anlamaktan öte bir sevinç duyuyorum.
“Yağmur mu, akşam mı, ölümün sureleri mi;
Ey caddelerin dağılma vakti…
Kumrular sokak’tan Sakarya caddesine
Kirpik kirpik gözyaşı beşiği
Bir günde kaldırdığım yirmi dört cenaze…”
Anne, harflerinde annesi. Çocuktan on üç sessizlik yılı büyük. Çok erken anne. Bilmeden inanıyor harflere. Çocuğun önlüğünü alın çizgisinde yıkadı. Gözyaşıyla yıkadı yakasını. Sustuğu bütün cümleleri kuracak çocuk. Avluya boncuklu zamanlar getirecek. Çantasını parmaklarıyla öperek hazırladı. Çantasını evin en küçük odası. Tarlaların sabahını, gaz lambasının isini, babasının kasvetini, kardeşlerin ay çiçeği gözlerini bir bir koydu. Çocuk uzak hayatları bunlarla öğrenecek. İyiliği, mutsuzluktan biliyor anne.
Ey kan pıhtısı kasabalar…. Kaç çocuk yazgısını okur bir ömür, kaç anne doğurur sizi, kaç anne rüyanızı ölür…
“Sardunyalar güneşle söyleşiyor
Bahçeye gönül indirmeyen kavak
Birazdan akşam olacak
Ey bekleyişin yedi renkli çaresizliği
Hangi kavuşma çıkarır alnındaki lekeyi…”
Sen Deniz’din. Uzun boylarımızdın. Evlerimiz yalnız düşmüş harflerdi. Üstümüzde bizim olmayan bir hayat. kuyularda masaldık. gecemiz yoksul güne unutma sürmesi. Dünyayı gören rüyamızdın…
Sen Deniz’din. İpe değil yıldızlara çekilmiş onurumuzdun. Ekmeğimiz korkuyla acıydı. Başkasını bilmezdik. Aklımızı keçeleşmiş bir geçmiş. Gövdemize gelecek zamanları düşürdün. Karıncalaşmış özgürlüğümüzdün…
Sen Deniz’din. Bize sonsuzluğu öğretensin. Kaç bin kadın, kaç bin erkek, kaç bin çocuk, muradından doğurdu seni. Ölümünü aldık, hayatını verdik. Parmaklarımız sözlerinin mumları…. Seni anladık, seni büyüdük,seni yalnız kaldık….
“Sözlerim ki, neysem odur
Bir eksik dünya ağzımda
Başka hayatlara tamamlar kendini.
Harflerin zamanına inandım
Buydu, büyük yalnızlığım“
Şairler, halkının acılarıyla bütünleştiğinde, adının öncesine dip not düşer tarih “Namus işçisi” olur asıl adı… Bir ustanın, yaşadığı ülkenin derdini ve kavgasını yaşam şekli edinmiş, sevgili dost, değerli Şair Şükrü Erbaş’ın kaleminden dökülendi şiirler ve metinler… Yeni kitabı “Kanguru Yayınları”ından okura sunulan “Unutma Defteri”nden alıntılardı.
Okudum… Düşündüm… Gönendim…
Okuyun… Her dizesinde yüreğinize bir yolculuk yapıp, kendinizle buluşacaksınız…

 

Kaynak: http://www.ozgurhaber.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&file=yazi_oku&sid=384

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/4/2008 · Kategori: Kitaplar

 

 

 

 

Gölge Masalı


Gölge Masalı


************************************
Sarkacın Kalbi Sarkacın Kalbi
Sarkacın Kalbi
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Deneme Dizisi

Git. Yanlış olmayandan koru kendini. Dağ koyaklarının rüyasını uyu. Gecenin sahibi korku değil her zaman. Üstünü örtecek bir yurtsuz bulunur elbet. Mahşerini sev. Onu sen kurdun. (..) Git. Kapan. Gör, yalnızlığın yatışmaz kalabalığını.

Gölge Masalı
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi

Kalabalığın uzun sürmüş sözüne
Mine çiçeklerinden bir merhem edindim.
Limonların denize gamzeler açtığı
Bir sokağı dünyaya ekleyip duruyorum
Ay masalı, kum masalı, nar masalı
Yalnızlığı seviyorum sessizce.
Denizden çocuk, dağlardan çıplak
Bir zaman oluyor kalbim
Sitem yok, dağlardan çıplak
Bir zaman oluyor kalbim
Sitem yok, diyorum , hayatıma
demiş hiçbir hayata.
Gözlerim kocaman atkestaneleri
Kime baksam, ıhlamurlar içinde
Bir şehir düşüyor kirpiklerimden.
Yetmedi ölüme bunca ayrılık
Bütün sevdiklerim bulanık bir ezber
Sonsuzluğu öğreniyorum utanarak.

Nerelerde bıraktıysanız şaşırma güzelliğimi
Ey çocukluğun inanan yaşları

************************************

 

 

İnsanın Acısını İnsan Alır

***********************************

 

Bütün Mevsimler Güz / Dicle Üstü Ay Bulanık
Bütün Mevsimler Güz / Dicle Üstü Ay Bulanık
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi
 

Ya nasıl ayırırız yıldızları
Kim geçiş izni verecek rüzgâra
Bu tarifsiz ayrılığı
güneşe kim
Yağmura kim
kuşlara kim anlatacak?

İnsanın Acısını İnsan Alır
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi

Ayrılılk ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte… İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi

************************************************

 

Kül Uzun Sürer / Derin Kesik
Kül Uzun Sürer / Derin Kesik
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi
   
   

Sesin, çocuğum senin, taşlara can veren
Bir iğdeli yol, bir akasya serinliği...
Sonra o altın zaman saçlarından doğan
Gözlerinin püsenler içindeki zeytini
Kekre ırmağı aşkın parmaklarında biten.
Sonra göğüslerinin o mağrur uçurumu
O ebruli başdönmesi gamzelerinde tüten.
Ağzın ki bir uzun ayaklanma ölüme karşı
Yürüdükçe yolları gelincik tarlasına çeviren,
öyle kısa sürüyor ki gelişinle gidişin
Ne çekiyorsam ayaklarından çekiyorum.
Bir geçmişi sürükleyip gövdemizle kekeme
Ben kalbimi gözyaşımla yıkayarak geliyorum
Sen bir uzaklığı ölçüyorsun kirpiğinle...

**********************************************

Yolculuk / Kimliksiz Değişim
Yolculuk / Kimliksiz Değişim
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi
Etiket Fiyatı: 7,00 YTL
NetKitap Ederi: 6,30 YTL

Ölümün ömrü yok, ölümün yüreği yok
Ölüm çocuk büyütmeyi bilmez
Ölümün evi yok, ekmeği yok, sevgisi yok...
Söndürüyor etinde hasretin acısını
Gömülmüş anıların iç denizlerine
Oğlunu seyrediyor bir ihtiyar
Kendi suretinde.
Buğulanıyor yudum yudum
Akmış ayrılığın yankısız yollarına
Ömrünü çiziyor bir ihtiyar
Alın kırışığında.
Zaman bir ince yalnızlık nicedir
Hayatın gözeneklerinden süzülen
Bilenip gümüş hançerinde gecelerin
Vuruyor hilal hilal bir mezar taşına.

**************************************************************

 

Üç Nokta Beş Harf / Yalnızlık Heceleri

Üç Nokta Beş Harf / Yalnızlık Heceleri
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi

 

Ben bir iyiliğim, diyorum
yitiklik duygusundan doğan.
Çoğalmak istedikçe azalmaktan alırım güzelliğimi.
Seçilmiş bir yalnızlığın içinden
seslenirim mahcup ve özgür
sevdiği herkesi bir kedere
dönüştüren kalbimle.
Karlı bir boşluğa inen gece
çocuk kalır odamın yanında.
-Kalabalığı kanıt gösteririm
kalabalığın kendine:
Hiçbir yakınlık hiçbir hayale
su taşımaz
buğday olmaz
un vermez...

 

***********************************************

 

Aykırı Yaşamak

Aykırı Yaşamak
Şükrü Erbaş
Everest Yayınları / Şiir Dizisi


 

Günler yağmur alacasını giyindi
Bulutlar indiler yere birer birer
Sabahlar düşlerimiz kadar kısa
Akşamlar ömrümüzün garipsi yükü
Havada gurbet sürgünü türküler.
Herkes kendi yalnızlığında yitik
Erir bir suskunluğun tüneklerinde
Hangi el aralar hangi yüz girer
içimiz sevgilere kapalı nicedir
Dışımız eğreti yalan giysiler.
Bu çat ayazlarda günsüz güneşsiz
Unuttu gülmeyi nicedir yüzlerimiz
Aydınlığı kirli sislerde silik
Kan sularda yüreğimiz umut gemisi
Bir kuzey yıldızında kaldı gözlerimiz

 

*******************************************************

 

Yalnızlık Heceleri
Yalnızlık Heceleri
Şükrü Erbaş
Ümit Yayıncılık

Şükrü Erbaş'ın şiiri, hayatın bütün gözeneklerine sızan, oradan kederli bir iyimserlikle dönüp, bizi kendimiz ve dünya hakkında düşünmeye götüren bir şiir. Ayrıntı ile bütün, lirizm ile ironi, birey ile toplum arasına gerili, saygılı ve ince denge. Alçakgönüllü bir bilgelik. 'Öteki'ndeki biz. Sarkaç. Sözcüklerin yalınlık içinde bir daha ışıması. Her has işte olduğu gibi kendini incelikle geri çekmiş emek.
Yalnızlık Heceleri, otuz yıla yakın bir şiir yolculuğunun dil ve duyarlılık atlası.

 

************************************************************************

 

Derin Kesik
Derin Kesik
Şükrü Erbaş
Ümit Yayıncılık / Edebiyat Dizisi

...
Ben eşikleri seviyorum
Kirpikleri, parmak uçlarını
Dumana batmış sözleri;
İçeriyi de dışarıyı da
Güzel gösteren eşikleri...

...
Yakın olan her şeyi sıkıcı yapan
Ey uzak zamanlar
Her yerde sızıyorsunuz

Gidip o ihtiyara sormalı bunu
Kirpikleri ellerinden çok titreyen.

...
Üç yıldır sessizce çalışıyorum ölüme
Azrail gelecekse senin yüzünle gelsin.
Ben, son bir kez yüreğim ağzımda
Sen bütün acılarının hesabını görürsün.

 

*************************************************

CAM İLE TAŞ; CAM Û KEVİR

CAM İLE TAŞ; CAM Û KEVİR
Yazarı : ŞÜKRÜ ERBAŞ
Yayınevi : LİS BASIM YAYIN

Başlamak için en uygun sözcükler; suyun sertliği ve Doğu... "Orada esmer ve uzun adamlar/Evleri onarmak için/Dağlara başladılar"sa, o, mağlupların Türkçe´siyle, gecikmiş bir halkın erkenci çocuklarını gidiyordur...." Ji bo destpekirinê bêjeyên herî guncav; hişkbûna avê û Rojhilat... Ger ku "Li wê derXê zilamên dirêj û esmer/J bo selihandina malan/Dest bi çiyayan kiribin" bi wê, Tirkiya têkçûyîyan, dihere ji zarokên zûhati yên geleki derengmayî re... ... (Arka Kapak´tan)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/4/2008 · Kategori: Yazilar

 YAZ KIZIM: AYRILIK NE BİLİYOR MUSUN?


“Ayrılık o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkamanla başlamıştı.Ben bulutları gösterirken,bulmacanın ‘beş harfli bir yemek’ sorusuna yanıt aramanla halkalanmış;”aşkın şarabın ağzını açtım/ yar yüzünden içti murt bende kaldı” türküsü tenimde düğümlenirken odadan çıkışınla yolunu tutmuş;dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip,’bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı’ dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan.”

“Okuduğum bir şiir için;”Bizim evde yaşananları size kim anlattı” diye boynuma sarılan çocuklarla karşılaştım ben; Van ’da,Keşan’da,Adana’da“diyor Şükrü Erbaş.
Şükrü Erbaş; 7 Eylül 1953 tarihinde Yozgat’ta doğdu.İlk ve Orta Öğrenimini Yozgat’ta tamamladı.Ankara!da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümün’den mezun oldu.(1978)Toprak Mahsülleri Ofisi’nde memurluk ve yöneticilik yaptı ve bu kurumdan emekli oldu.

İlk şiiri 1978’de Varlık Dergisinde yayımlanan Şükrü Erbaş’ın ilk şiir kitabı altı yıl sonra çıkacaktır. Bu altı yıl,ülkede bir askeri darbenin yapıldığı korkunun ve tedirginliğin egemenliğini sürdürdüğü,toplumsal ve kültürel bir yozlaşmanın başlangıcı olan uygulamaların kimi siyasi partiler tarafından bir dönem olması açısından,yoğun geçen bir altı yıldır.1984 ise Yarın dergisi yazı kurulunda görev yapacak ve Edebiyatçılar derneğinde de yöneticilik yapacaktır..
Şükrü Erbaş, sırasıyla:

“Küçük Acılar”(1984),”Aykırı Yaşamak”(Küçük Acılarla birlikte 1985),”Yolculuk”(1986),”Kimliksiz Değişim”(1992),”Bütün Mevsimler Güz”(1994),”Dicle Üstü Ay Bulanık”(1995),”İnsanın Acısını İnsan Alır”(Deneme 1995),”Kül Uzun Sürer”(1996),”Gülün Sesi Gül Kokar”(Yazılar 1998),”Bir dün Ölümden Önce”(Deneme-1999),”Derin Kesik”(1999),”Üç Nokta Beş Harf”(2001),”Sarkacın Kalbi”(2002),”Yalnızlık Heceleri”(2003) ve “Eşikler ve Kirpikler”(2003) adlı kitaplarının yanı sıra bu bilgileri de derlediğim 2004 yılında çıkan “kendi sesinden şiirler,Eşikler ve Kirpikler” adlı Güvercin Müzik etiketiyle bir de şiir albümü bulunmaktadır.Bu yapıtlarının yanında;Ceyhun Atuf Kansu(1987),Orhon Murat Arıburnu(1996) ve Ahmed Arif (2002) şiir ödüllerini de almış olan Şükrü Erbaş,son dönem şiirimizde kendine has bir yer edinmeyi başarmıştır.

Şairin ilk zamanlar iç dünyasına yaptığı yolculuk ve sorgulamaların yarattığı hüzün yerini dış dünyaya yönelik sorgulamalara ve bunun yarattığı duyarlılığa bırakır.Bu değişim,tema ve duyarlılık açısından da bir değişimin habercisidir.

Dönemin beraberinde getirdikleri onu toplumsal şiire yöneltmiştir.Kendi deyimiyle;”İlk zamanlar herkesin kullandığı sözcükleri onlardan farklı kullanabilme becerisi,ayrıcalığı” olan şiir daha sonra bir yaşama biçimine oradan da “insanı ve dünyayı anlama,bu iki gizil gücü kavrayıp yeni dünyalara çağırı çıkarma biçimine” dönüşür.Bu dönüşüm aynı zamanda günlük yaşam ile sıkı bağlar kuran bir şairin şekillenmesi anlamını taşımaktadır.

Şükrü Erbaş,toplumsallığın imgeye,şiirin diline nasıl dönüştürülebileceğinin de örneklerini sunmaktadır.
Onun şiirlerinde ki “çocuklar,kirpikler,eşikler ve kadınlar”,seçtiği imgeler ve bu imgelere yüklediği anlamlar açısından örnek oluşturabilir.Erbaş’ın şiirlerindeki yoğunluğa bakarak,onu,”çocukların,kirpiklerin,eşiklerin ve kadınların şairi” olarak nitelemek mümkündür.



“…nereden mi anlıyorum yaşlandığımı? / Kadınlar daha güzel, kadınlar daha uzak”
İlk bakışta bireysel temalarla birlikte anılan bu imgeler hem bireysel duygulanımların hem de toplumsal koşulların ürünü olan şiirlerinde farklı işlevlere sahiptirler.”Tanıdım Seni” adlı şiiri imgelerin kullanımı hakkında bize bilgi verecek niteliktedir.

“…Seni kendimden tanıdım kirpikleri kırık çocuk / Yüreğim sürekli çiğnenen bir yol / Gövdesi acılardan acılara köprü…/Biraz öfke,biraz umut,çokça onur olan kendimden./Eğildim öptüm yıkık alnından/Uzaktın,kıyamadım sessizliğine/Biraz daha dedim içimden biraz daha;/Gün olur,onuru güzel çocuk/Acı da yakışır insanın yüreğine.”

Günlük yaşam sadece “küçük insanlar” olarak nitelendirilenlerin yaşamıyla sınırlı değildir kuşkusuz.Toplumun yapısında,yaşam tarzında,kültüründe büyük tahribatlar yaratmış olan 12 Eylül darbesi de Şükrü Erbaş’ın şiirinde yansımasını bulur.Ancak birbirinden bağımsız gibi duran birçok alanı etkilemiş olan böyle bir olayı şiirsel bir dille anlatmanın kolay olmadığının da farkındadır.Hem içeriği doğru aktarabilmek için hem de şiirsel dili yakalayabilmek için “nehir şiiri” olarak nitelenebilecek Yolculuk”u yazar.

Kısacası Şükrü Erbaş’ın şiiri;”kirpikleri kırık çocukların”,duyarlılıkların eşiğine girip yüreklerde umut,özlem,paylaşım,dürüstlük ve eşitlik gibi insana yakışır daha nice duygunun yaşam bulduğu bir dünyayı yaratabilme çabasındaki bir pusuladır..



“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar,ne güz,ne ceplerde tren tarifesi ne de turna katarı gökte…İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi.Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık…”

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/4/2008 · Kategori: Siirler

AĞARAN BİR SUYUM


Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar gittikçe daha güzel 

Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü 
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin 

Eskiden her konuda konuşurdum istekle 
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi 

Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti 
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum 

Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu 
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak 

Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor 
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum 

Birisi bir şarkı söylemesin kederle 
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu 

Kısa söz basit eşya kedi sevgisi 
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında 

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...


ŞÜKRÜ ERBAŞ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

19/4/2008 ·

 

Şükrü Erbaş'ın Toplu Şiirlerinin birinci cildi Toplu Şiirler 1 Kanguru Yayınlarından çıktı. Toplu Şiirlerin Birinci cildinde bir araya getirilen kitapları şunlar:

 

Küçük Acılar (1984)
Aykırı Yaşamak (1985)
Yolculuk  (1986) 
Kimliksiz Değişim  (1992)
Bütün Mevsimler Güz (1994)
Dicle Üstü Ay Bulanık (1995)


 

Ve biz sorarız, ne zaman bulutlansak

Yapraklarla örtülü bir zamana bakarak

Şimdi neden acı verir eski mutluluğumuz?..

Ve bir gün ne yapsak bitecek bir dünyayı

Hangi korkuyla böyle çoğaltıp dururuz?..

Şükrü Erbaş
 
Toplu Şiirler 1
Kanguru Yayınları
Nisan 2008
 
Şükrü Erbaş 1953'te Yozgat'ta dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984) . Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999) . Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı, yazarın düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

2007 Bin Umut Ankara 1. Bölge milletvekili adayı. .

Yapıtları
  • Küçük Acılar (1984)
  • Aykırı Yaşamak (1985)
  • Yolculuk (1986)
  • Kimliksiz Değişim (1992)
  • Bütün Mevsimler Güz (1994)
  • Dicle Üstü Ay Bulanık (1995)
  • İnsanın Acısını İnsan Alır (1995)
  • Kül Uzun Sürer (1996)
  • Gülün Sesi Gül Kokar (1998)
  • Bir Gün Ölümden Önce (1999)
  • Derin Kesik (1999)
  • Üç Nokta Beş Harf (2001)
  • Sarkacın Kalbi (2002)
  • Yalnızlık Heceleri (2003)
  • İnsan Sevmezse Ölür (Seçmeler, 2004)
  • Gölge Masalı (2005)
  • Unutma Defteri (2007)

    Ödülleri
  • 1987 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü
  • 1996 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü
  • 2002 Ahmed Arif Şiir Ödülü
  •  

     

     

    Yorum (yok) Yorum yaz!